Full Version : BIR BILIMSEL TEMEL OLARAK "EVRIM" NE ANLATMAKTADIR
meydan >>Biyoloji >>BIR BILIMSEL TEMEL OLARAK "EVRIM" NE ANLATMAKTADIR


<< Prev | Next >>

D&E- 05-13-2007
Bir bilimsel temel olarak evrim doga kanunlarina dayanarak türlerin dogal gelisim süreçlerini, canlilarin ilk ortaya çikislarindan itibaren hangi asamalari geçerek bu günkü haline geldiklerini açiklamaya çalisan bir bilimsel teoridir. Ve bu gün Biyoloji'nin birçok disiplini ile iliski içerisindedir.

Bu teorinin temelleri sanildigi gibi 1800'lerin ortalarinda Charles DARWIN tarafindan degil, Antik Yunan'dan gelmektedir. O zamanin düsünürlerinden bu yana insan oglunun bilgisi, görgüsü ve elinde tuttugu teknoloji oldukça gelismistir. Buna paralel olarak teori sekillenmeye baslamistir ve günümüzde hala bu süreç devam etmektedir ki Teori adiyla anilmasinin nedeni de budur. Darwin hiç kuskusuz ki teorinin sekillendirenidir ve gerçegi yakalamaya yaklasan ilk bilim adamidir. Çünkü Darwin den önceki bilim adamlari bunun etrafinda dönmüs bir iki noktaya deyinmislerdir. Oysaki Darwin teorinin tam anlamiyla sekillenmesine bir temel hazirlamistir ve bu temeli esas olarak "Türlerin Orjini = Türlerin Kökeni" ve "Insanin Türeyisi" adli iki eserinde toplamistir. Darwin HMS Beagle adli Kraliyet arastirma gemisi ile çiktigi yolculuk neticesinde elde ettigi materyali toparlayip, degerlendirerek bu kitaplari yazmistir. Bu kitaplarin yazilmasina kadar geçen süre 20 yili askindir. Ama Darwin in evrimin olmus olabilecegine dair düsünceleri gemi seyahatine dayanir. Her nekadar Charles Darwin'in dedesi Erasmus Darwin de evrim savunucularindansa da Darwin Ilk önce papaz okulunda ardindan da Tip alaninda okuyup sonuçta doga bilgini olmaya karar vermistir ve ömrü boyunca maddi sikinti içine düsmediginden arastirmalarini rahatlikla sürdürmüstür. Çünkü o devirlerde bilim yapmak sadece soylularin isiydi.

Darwin in bulgularini yayinlamasindaki gecikme aslinda sadece arastirmalarini sürdürmesi degildi ilk 5 yil içinde yaptigi arastirmalar onu zaten evrim olgusuna götürmüstü. Ancak asil mesele Darwin'in toplumdan çekecegi tepkiden çekinmesiydi. Ancak kitabin yayinlandigi sirada Darwin'in arkadasi Wallace da darwin le ayni sonuçlara ulasmisti. Bu sonuçlari Darwin' e yollayarak fikrini ögrenmek istedi ve Darwin ile farkli çalisma zamanlari ve süreçleri sonucu ayni sonuca ulastiklarini gördüler. Darwin Wallace'in kendinden önce davranarak bu teoriyi açiklayacagi endisesi ile Türlerin kökenini yazmistir. Bu kitapta Insanin kökenine ait bilgi vermekten çekinmis ve bu konuyu ayri bir kitap olarak ele almistir.

Türlerin kökeni kitabinin yayinlanmasi ile Darwin'in bekledigi tepkiler gelmekte gecikmemistir. Tepki gerçekten siddetliydi . Darwin'in Cambridge'deki jeoloji ögretmeni Adam Sedgwick , evrim ve kendiliginden türeme savlarinin "yasadisi bir evlilikle bir araya gelerek korkunç bir canavari peydahladiklarini haykiriyordu. "Bu pis canavarin basini ezerek emeklemesine engel olmanin" hayirli bir is olacagini söylüyordu Sedgwick her sey den önce canlilarla , içinde yasadiklari ortam arasindaki dengenin gerektigi zaman ilahi müdahale ile saglandigina inaniyordu. Darwin ise sadece maddi ve manevi dünya arasindaki bagi degil , bu baglantiyida yikiyordu.

Bununla birlikte Darwin'in zamaninda , her çesit evrime siddetle karsi çikanlarin sayisi bugüne göre çok daha fazlaydi 1844 yilinda , bilimi kitlelere anlatabilmede basarili olan Robert Chambers , "vestigates of natural history of creation" (yaratilisin doga tarihindeki izleri) adli evrim yanlisi bir kitap yayimlamis ama tepki görmekten korktugu için kendi adini sakli tutmustu.

Isin garip tarafi bu gün de oldugu gibi tepkiler esas olarak tamamen toplumsal yasamda yer etmis olan bagnaz ve tutucu düsüncelerin sonucu idi.

Darwin'in düsüncelerinde temel kavrami olusturan türlerin dogal seçilimle degisimi , hem Huxley'e "ben bunu niye düsünemedim" dedirtecek kadar basit , hem de savunuculari ve karsitlari dahil degisik kisilerce degisik anlamlar ifade edebilecek kadar derindi. O kadar ki o zamandan beri gelip geçen kusaklar dogal seçilimin muhtesem dogasini hala anlayamamislardir.Darwin'in kuramiyla ilgili anlasilmasi zor bir digeri yani ikili yapisidir. Ilkin evrimin kendisi , ikincileyin asil pürüzü olusturuyor görünen dogal seçilim. Dogal seçilimle ilgili baslica sorun o zaman oldugu gibi bugünde "seçilim" sürecinde etkin bir seciçi olmayisidir. Daha çok a posteriori (sonuca , gözlemlerden hareket ederek mantik yoluyla ulasmak) bir süreçtir bu. Yani seçimi yapan dogadir. Belkide "dogal koruma" daha kolay kabul edileilir bir terim olabilirdi.

Darwin'in kendi anlatimiyla dogal seçilim kisaca su demekti; "Unutmayalim ki , bütün organik varliklar birbirleriyke ve içinde bulunduklari fiziksel yasam sartlariyla çok karmasik ve yakin iliski içindedirler. Dolayisiyla , degisen yasam kosullari düsünüldügünde bu varliklar yapisal degisiklerden fayda saglayabileceklerdir. Böylesi degisiklikler gerçekten meydana geliyorsa (ve hayatta kalabilecek sayidan çok daha fazla birey dünyaya geldigi düsünülürse) ötekilere karsi ne kadar küçükde olsa bir üstünlüge sahip olan bireylerin , varligini sürdürme ve kendi benzerlerine hayat verme sansina daha fazla sahip olacagindan kusku duyabilirmiyiz.? Bu olumlu bireysel degisiklikler ve farkliliklarin korunmasi , zararli olanlarininda yok olmasina ben dogal seçilim yada en iyilerin yasamasi diyorum"

Darwinin günümüzdeki savunucularindan Ernst Mayr'e göre , Huxley'in kendisi de Darwin'in dogal seçilim sürecine hiç inanmamisti. Dogal seçilim sürecine karsi çikan ve degisimin mekanizmasini açiklamak için çesitli seçenekler sunan baskalarida oldu. Biri disinda hiç birisi tutmadi. Bu istisna evrimdeki ziplamalari içeren siçrama kuramidir. Huxley'de Darwin'in süreç içinde küçük degisimlerin yol açtigi degisimlerin üst üste eklenerek türler arasinda büyük farkliliklara yol açacagina iliskin görüsünde israr etmesini sorgulamisti. Bunda hakli olabilir. Günümüzde büyük saygi gören evrim biyologu Stephen Jay Gould ve çalisma arkadaslari Niles Eldridge de , siçrama kuraminin "kesintiye ugramis denge" adini verdikleri bir biçimini savunmaktadirlar. Gould bununla birlikte , kendi siçrama kuraminin , dogal seçilimin temelindeki dogrulugu hiç bir sekilde reddetmedigini önemle vurguluyor. Çizgileri ne olursa olsun evrimi savunanlarin tamami ise özle
yaratilis düsüncesine kesin olarak karsi çikiyorlar.

Teorinin bilimselligi konusunda yapilan tartismalar kisa zamanda sona ermis ve teorinin bilimselligi kabul görmüstür. Bu güne kadar geçen süreçte teori bilimsel yerini saglamlastirmissa da toplumdaki tepkiler söylev degistirse de özünde ayni kalmislardir. Teorinin ilk ortaya atildigi andan itibaren teoriye alternatifler düsünülmüs, teorinin açiklamadigi noktalar üzerine arastirmalar yürütülmüstür. Bu arastirma ve tartismalar sonucunda teori günümüzdeki halini almistir. Teoriyi destekleyen ve onu gelistiren bulgular sonucunda teori neredeyse tüm Biyolojik disiplinlerdeki bir sürü olayi açiklamakta ulastigi basari sonucu artik bilimsel bir gerçek olarak karsimizda durmaktadir.

Karsilastirmali Hayvan Anatomisi, Embriyoloji, Fizyoloji, Taksonomi, Paleontoloji, Ekoloji ve bunlar gibi akla gelen bütün biyolojik disiplinlerde elde edilen bulgular ve yapilan degerlendirmelerin yani sira Jeoloji, Klimatoloji gibi birçok biyoloji disi disiplinde bu gün "Evrim"in varligini göstermekle kalmamis geçtigi asamalari da göstermeye çalismistir. Bu gün hala açiklanmasi gereken noktalar oldugu muhakkaktir ancak bunlarin bulunmasi teorinin hatali oldugunu göstermez.

Bugün toplumda "Evrim" olgusu yanlis anlasilmis ve bu hatali durum düzeltilecegine bazi çevrelerce daha da kötü hale getirilmistir. Bu durumda bilim adamlarinin rolü büyüktür. Ancak toplumun deger yargilari ve inançlari bu konuya yaklasimda insanlari kisitlamaktadir ki Televizyonlarimizda yayinlanan tartisma programlarinda durum açikça ortadadir. Halkimiz bazi kisilerce hatali yönlendirilmekte bunun disinda toplumumuzda yer etmemis olan arastirma aliskanligi ve kitap okuma aliskanligi, toplumun bu bilimsel olguya yaklasimindaki çarpik tutumun bir diger nedenidir.

Bu gün evrimi destekleyen ve kanitlayan kanitlar verim karsitlari tarafindan kendilerine dayanak gösterilmeye çalisilmaktadir görüldügü ve izlendigi üzere bu tutum onlari komik duruma düsürmektedir. Çünkü bu yorumlari yapan kisilere sorulan sorular yanitsiz kalmakta ve "bilimsel" olduklari iddiasini bir anda terk ederek bilimin içinde olmayan ve olmasi kendi dogasindan dolayi mümkün olmayan din ve yaradilis konularina yönelmektedirler.

Biz bu yazida bir bilimsel gerçek olan "Evrim teorisi"ni olabildigince yalin ve açik bir sekilde insanlara anlatmak amacindayiz. Sonuçta bu yazi ile bu tartismalara son vermek gibi bir iddia içinde degiliz. Sadece insanlarin bir parça aydinlatilmasinda yararimiz olmasini istiyoruz ve bunu yaparken de Bilimsel çizgi disina çikmadan ve satasmalara girmeden konuyu açikliga kavusturma niyetindeyiz.

Bu baglamda ilk olarak evrim teorisinin geçirdigi evreleri ilk olarak ele almayi uygun gördük. Teori nerede baslamis nereye ulasmistir? Bu sorunun yaniti alindiktan sonra teorinin anlatmaya çalistiklari ve teorinin bugün içinde ulastigi son nokta degerlendirilecek ve teorinin kanitlari gözler önüne serilmeye çalisilacaktir.


Saygilarimizla.
Delphinus & EnkiMan

D&E- 05-13-2007
EVOLÜSYONLA İLGİLİ İLK DÜŞÜNCELER

Organik yaradılış ile ilgili en eski kayıt Sümer mitolojisindedir. Sumer efsanesine göre evrende ilk olarak Tanrıça Nammu adında büyük uçsuz bucaksız bir su vardı. Tanrıça o sudan büyük bir dağ çıkarıyor. Oğlu Hava Tanrısı Enlil, onu ikiye ayırıyor. Üstü gök oluyor, Gök Tanrısı onu alıyor, yer olan altı da Yer Tanrıçası ile Hava Tanrısının oluyor. Bilgelik Tanrısı ile Hava Tanrısı yeri bitkiler, ağaçlar, sularla donatıyor. Hayvanlar yaratılıyor ve hepsini idare edecek Tanrılar meydana getiriliyor. Sumer'de: Tanrılar, özellikle dişi Tanrılar çoğalmaya başlayınca işlerin çokluğundan, yiyeceklerini hazırlamanın zorluğundan yakınıyorlar ve bütün Tanrıları var eden Deniz Tanrıçası Nammu'ya bir çare bulması için yalvarıyorlar. O da Bilgelik Tanrısına bilgeliğini ve marifetini göstermesini söylüyor. Bilgelik Tanrısı yumuşak kilden şekiller yapıyor ve Tanrıçaya sesleniyor: Ey annem! Adını vereceğin yaratık oldu / Onun üzerine Tanrılann görüntüsünü koy / Dipsiz suyun çamurunu karıştır / Kol ve bacakları meydana getir / Ey annem! Yeni doğanın kaderini söyle! / İşte o bir insan!" Dini kitaplardaki en detaylı anlatım ise Tevrat'tadır. Özetle Tevrat'a göre, Tanrı dünyayı ve üzerinde yaşayanları 6 günde yaratmış ve en son insan ortaya çıkmıştır. Daha sonraları kendi kendine yaradılış (spontan jenerasyon) ve türlerin değişmezliği gibi fikirler ortaya atılmış ve 18-19. yüzyıllara kadar geniş çapta kabul edilmiştir. Bu görüşlere göre, her bir tür toz, kir, çamur ve diğer cansız nesnelerden kendiliğinden, tamamen gelişmiş olarak yaradılır ve bir kez yaradılan canlı yapıca sabittir, hiçbir özelliğini değiştiremez. M.Ö. 6.-4. yüzyıllarda birbirlerinden bağımsız olarak Anaximander, Empedocles ve Aristo canlı formların birbirleri ile ilişkisiz, gelişigüzel yaratılmış tiplerden ziyade belli bir süksesyonu temsil edebileceğini düşündüler. Burada süksesyondan kasdedilen, daha az mükemmelden daha fazla mükemmele doğru bir geçiş idi. Daha sonraki yüzyıllarda ise kilise öğretimi ve kilise mensuplarının çeşitli baskıları bu konularda fikir yürütmeyi tamamen engelliyordu. 17. yüzyılda yaşamış bir İtalyan hekimi olan Francesko Redi deneysel olarak cansız nesnelerden hayvanların ortaya çıkamayacağını göstermiş ve "Kendiliğinden Yaradılış77 fikrine karşı ilk delilleri ortaya koymuştur. Fakat eski inançların ortadan kalkması kolay olmamış ve 19. yüzyılda Louis Pasteur'ün bakterilerle yaptığı çalışmalara kadar c£Kendiliğinden Yaradılış" fikri etkisini korumuştur. Bu sıralarda, kendiliğinden yaradılışa bir alternatif olarak devamlılık ve tarihsel süksesyon yada evolüsyon fikri bazı düşünürlerin aklını çelmeye başlamıştır. Bazılan herhangi bir evolüsyon kavramının oldukça yaşlı bir dünya gerektireceğini fark ederek bu yaşı saptamaya çalıştı. Yeni yeni yöntemlerle giderek duyarlılık kazanan bu tip çalışmalar sonucu, içine evolüsyon olayını sığdırmaya yetecek milyonlarca yıllık bir geçmiş ortaya çıkıyordu. 1809 da ilk büyük evolüsyon teorisi Fransız doğabilimci Lamarck tarafından yayınlandı.

BİR BİLİM OLARAK EVOLÜSYON FİKRİNİN DOĞUŞU

Geniş manada evrim, tedrici olarak iyiye ve daha mükemmele doğru bir değişmedir. Evolutio, latince bir kelime olup yumak gibi bir şeyin açılması; bir çiçek goncasının açılıp çiçek haline gelmesi demektir. Bizim burada bahsedeceğimiz evrim organik evrimdir. Yani canlı varlıkların uzun jeolojik devir içinde yüz milyonlarca yıl içinde tedrici olarak değişmesi. Zira astronomlara göre tüm evren (fezadaki yıldızlar, güneş ve diğer sistemler) devamlı değişim içindedirler. Buna da jeolojik evolüsyon denir. Evolüsyon fikri nasıl ve ne zaman gelişti? Bu bilim dalının tarihçesi oldukça yenidir. Evolüsyon canlılığın tarihinden bahseden bir bilim dalıdır. Yeryüzünde bugün yaşayan canlıların nasıl meydana geldiğini, hangi etkiler ile ne tarzda değiştiklerini, ve bu değişiklikleri hasıl eden iç ve dış faktörlerin neler olduğunu ortaya koymaya çalışır. Bunun için de biyolojinin diğer bütün bilim dallarından ve yöntemlerinden yararlanır. Evolüsyonun en iyi ispat materyali sistematik ve morfolojidir. Son yıllarda biyolojinin diğer kollarındaki gelişmeler özellikle genetik, fizyoloji ve biyokimya evrime ışık tutmuş ve problemlerin çözümüne yardımcı olmuştur. Organik evolüsyonu bilimsel bir konu olarak ele alan iki önemli kişi Lamarck ve Darwin'dir. Lamarck düşüncesini 19. yüzyıl başında, Darwin ise aynı yüzyılın ortalarında açıklamışlardır. Lamarck'dan önce organik evolüsyon üzerinde fikir ileri süren iki tabii bilimci var. Bunlar Buffbn ve Erasmus Darwin'dir.

BUFFON (1707-1778): Fransızdır. "Histoire Naturelle" (Doğa Tarihi) adını taşıyan ve 44 ciltten oluşan bu eserin son ciltleri kendisi öldükten sonra asistanı tarafından yazılmıştır. Bu eser bir çeşit ansiklopedi niteliğinde olup zamanın tüm müspet bilimlerinde bilinenleri içinde toplamıştır. Bu eserin büyük bir bilimsel değeri yoktur. Çünkü Buffon, bilimi daha ziyade popularize etmiş yani halkın anlayacağı dille basitleştirmiştir. Fakat hayvan ve bitki türlerinin değişebileceğini de ileri sürmüştür. Kendisi Paris'teki "Jardin du Roi" (Kraliyet Bahçesi) da uzun zaman müdürlük yapmıştır.

ERASMUS DARVVİN (1731-1802): İngilizdir. Ünlü Charles Darwin'in dedesidir. Lamarck'ın öncüsü sayılır. Hayvanların iklime ve başka ortam şartlarına göre değişebileceğine ileri sürmüştür. Yan felsefi yan zoolojik bir eser yazmıştır. "Zoonomia" adını taşıyan bu eserde özellikle dış ortamın etkisiyle türlerin değişebileceği iddia edilmiştir. Örneğin kendi gözlemlerine göre, sıcak bölgelerde yaşayan hayvanların tüyleri yün gibi değil, kıl gibidir. Bazı hayvanlar mevsime göre renk değiştirirler. Gerek Buffon gerek Erasmus Danvin evrim hakkında özel düşüncelere sahip olmakla beraber bunun mekanizması hakkında kesin bir şey söylememişlerdir.

Organik evolüsyonla ilgili ilk aynntılı fikir ortaya atan kişi Lamarck'tır.

LAMARCK (1744-1829): Fransızdır. Kuzey Fransa'da Picardy'de doğmuştur. Önce rahip okuluna gitmiş, ancak daha sonra aile geleneklerine uygun olarak orduya girmiştir. O sıralarda Fransa Almanya harp halinde idi. Lamarck'da cepheye giderek savaşmış. Savaş bittikten sonra sağlık nedeniyle ordudan ayrılmış ve bir bankada sekreter olarak çalışmaya başlamış. Burada çalışırken tıp tahsiline başlamıştır. Tıp tahsili yaparken botaniğe merak sarmış ve 1778 de "Fransa Florası" adın da bir kitap bile yazmıştır. Bu eseriyle takdir kazanmış ve kendisine Bilimler Akademisinde bir görev verilmiştir. Fakat bu görevde fazla kalmamış, 2 yıl kadar diğer Avrupa ülkelerinde gezmiş ve dönüşte herbaryuma şef olmuştur. Daha sonra "Jardin du Roi" da Geoffroy St. Hilaire ile birlikte profesörlük yapmıştır. Burada Lamarck omurgasızları, Geoffroy ise omurgalıları incelemiştir. Lamarck 50 yaşında omurgasız hayvanlar üzerinde çalışmaya başlamış ve çok değerli eserler yazmıştır. "Omurgasız Hayvanların Tabiat Tarihi" adlı eseri sistematik açıdan çok değerlidir. "Evolüsyon hakkındaki fikirlerini "Philosophie Zoologique" (Zooloji Felsefesi) adlı eserinde açıklamıştır. Lamarck bu eserinde türlerin şeklinin sabit olmadığını, yani değişebileceklerini kabul etmiştir. Bir diğer düşüncesi de kullanılmayan organların körelmesi meselesidir (Bu konulara daha sonra evrim konularında tekrar değineceğiz). Lamarck'ın yaşamı çok monoton ve silik geçmiştir. Özellikle evolüsyon hakkındaki fikirleri dolayısıyla devamlı tenkit edilmiş ve sessiz, çekingen bir hayat yaşamıştır.

CHARLES DARWİN (1809-1882): İngilizdir. İngiltere'nin Shrewsbury şehrinde doğmuştur. Babası Dr. Robert Danvin'dir. İlk tahsilini doğduğu şehirde gördükten sonra, aile geleneğine uyarak Edinburg Üniversitesine tıp tahsili için göderilmiş, ancak tıp Danvin'e ilginç gelmediğinden, Cambridge Üniversitesinde Theology (İlahiyat) tahsiline başlamıştır. Üniversitede iken tabii ilimlere ilgi duymuş ve böceklerden, bitkilerden özel kolleksiyonlar yapmıştır. Zengin bir aile çocuğu olduğu için çeşitli spor dallarıyla da meşgul olmuştur. Cambridge'de 3 yıl kalarak bir lisans diploması alarak çıkmıştır. Darwin'in yaşamında 1831 yılı dönüm noktası olmuştur. O tarihte İngiltere hükümeti, Beagle adlı bir gemiyi kartografik çalışmalar yapmak üzere görevlendirmiş ve bu seyahatte bir tabiatçının da bulunması istenmiştir. Tavsiye üzerine gruba Darwin maaşsız olarak katılmıştır. Seyahat 5 yıl kadar sürmüştür. Seyahat esnasında bir ada hayvanlarının diğerine uymadığı dikkatini çekmiştir. Özellikle galapagos adalarında yaşayan canlı türlerilerinin neredeyse hemen hepsi dünyanın başka hiçbiryerinde görülmeyen canlılardı. Biyologlar için adeta bir cennetdi daha sonra birçoklarını (evrimin labaratuarını dedikleri bu yeri kendi gözleriyle görmek için gelenler) misafir etti bu ada. Seyahate çıkmadan önce türlerin sabit olduğuna inanan Darwin dönüşte türlerin değişebileceğine inanmıştır. Darwin'in en büyük özelliği elinde deliller olmadan hiçbir iddiada bulunmamasıdır. 1836 da İngiltere'ye döndükten sonra evlenmiş ve uzun yıllar evrim teorisi üzerinde çalışarak 1859 da meşhur eserini yazmıştır. Darwin hayatta iken takdir edilmiş bir kişidir. Öldükten sonra ünlü ve büyük kişilerin gömüldüğü Westminster Abbey'e gömülmüştür

Eserleri:

1. Gemi Seyahatinin Zoolojisi
2. Bir Tabiatçının Dünya Etrafında Seyahati
3. Mercan Resiflerinin Dünyada dağlışı
4. Türlerin Orijini
5. İnsanın Türeyişi (2 cilt)

D&E- 05-13-2007
Evrim Mekanizmaları

Evrimsel değişikliklerin oluşma süreci göz önüne alındığında iki temel mekanizmayla karşılaşırız.

1.Gradualizm..Değişiklikler göreceli olarak yavaş bir şekilde ortaya çıkar

2.Nokta değişimler(gelişimler)

Evrimin iç dinamiklerini anlamak ise ancak "mikroevrim"mekanizmalarıyla anlaşılabilir.

Mikroevrimin ise 4 komponenti vardır:

1.Doğal seleksiyon
2.Mutasyonlar
3.Gen akışı,akışkanlığı
4.Genetik drift

Doğal seleksiyon evrim teorisinin babası Charles Darvin tarafından ortaya atılan,bu teorinin can damarıdır.Doğal seleksiyonun 4 komponenti vardır.

A.Bütün türler doğal kaynakların yeterliliğine göre,doğal çevrenin desteklediği ölçüde yeni döller,kuşaklar meydana getirir.

B.Bütün populasyonlarda bir iç dinamik vardır.Bütün bireyler tek tek özdeş ve tamamen bütün özellikleriyle aynı değildir,yani hiçbirisi diğerinin tamamen aynısı değildir.(şimdiye kadar klonlaşma yoktu,bu yeni bir süreç)

C.Bireyler var olmak,hayatta kalmak mücadelesi içindedirler.Bu mücadele sonrası kazanımları önemlidir zira kendilerine önceki kuşaklardan miras kalan yaşamda varolabilme kazanımları ve avantajlarını kullanarak kendi hayat mücadelelerini sürdürürler.

D.bireyler kendi kazanımlarını ,bu mücadeleden kazandıklarını ve geliştirdikleri özelliklerini dölleriyle kendinden sonraki kuşaklara aktarırlar.

Mutasyonlar özellikle son genetik araştırmalarla gittikçe daha anlaşılır bir şekilde açıklanan evrim teorisinin en gerekli komponentlerindendir ve spontan ve random değişikliklerin mekanizmaları ve canlının mutasyonla kazanımları bugün asla red edilmeyecek en temel biyoloji gerçeklerinden biridir.Bunla ilgili sayısız örnekler verilebilir.Basitçe biri,Akdenizlilerde gözlenen glukoz 6p dehidrogenaz eksikliğine bağlı görülen anemi,sıtmaya karşı vücut direncini arttırmak üzerine meydana gelen bir mutasyonun sonucudur.

Gen akışkanlığı çeşitli coğrafi dağılımlara ,farklı doğa ve çevre ortamlarına yönelen canlının bu yeni yapılarla karşılaşmasını ifade eder.Yeni şartlar,yeni uyum çalışmaları evrimsel tetiklemelerin ana nedenleridir.

Genetik drift;(yani genetik yönelim) iki özel çerçeveye sahiptir.

1.kurucu etki,
2.engellenme Kurucu etki

Küçük populasyonlarda yeni koloniler oluşturulması esnasında ortaya çıkan bir durumdur.sınırlı,az sayıdaki küçük ailelerden birinde beliren ,ortaya çıkan bir özellik,genetik olarak allel ler üzerinde aktarılarak ,ilerde daha büyük populasyonlara ulaşacak olan küçük topluluğun bir özelliği olarak belirlenmiş olur,tanımlanmış olur. Engellenme ise,kitlesel olarak ölümlere maruz kalan bir topluluğun hızlı yokoluş sürecinde ,önceki kuşaklardan miras kalan genetik temellerdeki küçük pekçok değişikliklerle yeniden yapılanan ve biçimlenen tür oluşumlarına örnek olarak söylenebilir.Nesli tükenmiş bir türün şu anda devam eden varyantları buna güzel bir örnektir.(sibirya kaplanı gibi..)

Bu konuyu bir başka şekilde ele alacak olursak evrim mekanizmalarını şu şekilde de açıklamak olasıdır:

Evrimin önemli ham malzemelerinden biri mutasyonlardır. Mutasyonu açıklamadan önce modifikasyon (yada diğer adıyla varyasyon) tanımını doğru yapmak gerekir. Modifikasyon, çevre koşullarının etkisiyle canlının genetik yapısındaki şu yada bu genin zorunlu veya tercihli olarak uyarılması yada işlevlerin teşvik edilmesi-güçlendirilmesi sonucunda dış görünüşünde (fenotip) ortaya çıkan kalıtsal olmayan değişikliklerdir. Çoğu yayında bunlara kalıtsal olmayan varyasyonlar denir. Evrimsel önemi pek yoktur. Bir çiçeğin farklı sıcaklıklarda farklı renkli çiçek açması, iyi yada kötü beslenen bir insanin kilosunun fazla yada eksik olması, değişik sıcaklıklarda yetiştirilen böceklerin farklı renkli olması gibi durumlar, kalıtsal olmayan modifikasyon örnekleridir. Kalıtsal olarak aktarılabilen değişiklikler ise iki ana grupta toplanır.

1) Nokta mutasyonları: Basta morötesi, yüksek enerjili X, gama, alfa ve beta ışınları olmak üzere; kimyasal maddeler ve fiziksel etmenler DNA'nın yapısını doğrudan etkileyebilir. En azından DNA'nın yapısındaki tek bir bazın farklılaşmasını sağlayabilir. Bir bazın değişmesi, bazın kromozom üzerindeki yerine göre, canlıya yeni bir özellik, üstünlük sağlayabilir. Bunlara yararlı mutasyonlar denir. Buna karşılık, enzimlerin aktif merkezlerine isabet eden bir değişiklik, canlının üzerinde öldürücü yada yaşamsal işlevlerini azaltıcı etkiye sahip olabilir. Canlılığın evriminde lokomotif görevi üstlenen mutasyonlar "nötr" olanlardır. Bunlar proteinlerin belirli amino asitlerini değiştirirler. Bunlar canlının yaşamı üzerinde belirgin yararı yada zararı olmayan değişikliklerdir. Ortam değiştiğinde o güne kadar etkisiz olan bu mutasyonlar, yeni ortamda canlının ayakta kalabilmesini sağlayabilir. Örneğin hiç antibiyotikle karşılaşmamış bir bakteri kolonisinden bazı bireyler antibiyotikli bir ortamda yasamaya devam edebilirler. Bu bakterilerde meydana gelmiş nötr mutasyonlar, daha önceleri kendilerini belli etmeseler dahi, bakterileri antibiyotiklere karşı dirençli hale getirmiştir.

2) Birçok canlı, birçok kitapta mutasyon olarak adlandırılmasına karşın doğru adıyla, kromozom değişimleri ile farklı özelliler kazanır. Yani kromozomların yapısında yada kromozom sayısında değişiklikler olabilir. Bu sayıda değişme ya aynı türün kromozomunun katları şeklinde (n, 2n, 3n, 4n, 8n ...) artma yada kromozomlarının tek tek bir veya iki artıp-azalması (2n+1, 2n+2, 2n-1 ...) şeklinde, yada farklı bir türle döllenmesiyle ortaya çıkar. Bu yeni kombinasyonların bazıları verimlidir; çünkü kromozom ayrışımı sağlanır. Bazen de, katırda olduğu gibi, verimsizdir. Bu yolla çok değişik bitki formları elde edilmiştir. Kararlı ve kararsız populasyonlar dünyanın jeolojik, coğrafi ve iklimsel değişimine bağlı olarak, her dönemde vardı. Dünyadaki değişiklikler, bazı türlerin genetik kombinasyonunun kararlı kalmasını sağlar, bazen de onların darmadağın olmasına yol açar. Birçok tür uyum yapabilme yeteneğini artırabilmek için, herhangi bir özellik üzerinde birden fazla gen çiftinin etki göstermesini sağlayacak kalıtsal bileşime sahip olabilir. Bunların bir kısmı aynı özelliğin aşama aşama güçlendirilmesi şeklinde olabilir (boy uzunluğunu saptayan genler). Bazıları bir özelliğin değişik karakterleri şeklinde ortaya çıkmasını sağlayabilir (A, B, O kan grubu). Bazıları iki farklı özelliğin değişik kombinasyonları şeklinde etkiye sahip olabilir. Bir türe ait genlerin toplamına gen havuzu denir. Bir havuzda aynı özellik üzerine etki eden birden fazla gen bulunsa da, kural olarak bir bireyde bunlardan yalnız bir çifti bulunur (kan gruplarında olduğu gibi). Yaşam ortamındaki koşullar eğer kararlı haldeyse, bu havuzdaki genler belirli bir süre içerisinde o günkü çevre koşullarına en fazla uyum sağlayacak şekilde kararlı bir yapı oluşturur. Bunlara kararlı populasyonlar adı verilir. Dünyada böyle bir populasyon hiçbir zaman tam olarak oluşmamıştır. Böyle bir kararlı populasyonda kuramsal olarak nokta mutasyonu ya da kromozom değişimi olmamalıdır. Doğal koşullar şu ya da bu özelliğin (genin) ortadan kalkmasına yada yayılmasına neden olacak bir etki yaratmamalıdır. Populasyona, farklı gen frekansına sahip bir başka populasyondan göç olmamalıdır. Benzer şekilde, populasyon içerisinden gen frekansını değiştirecek şekilde, dış ortama herhangi bir göç olmamalıdır. Üreme davranışında, özel bir karakteri daha yaygın duruma getirecek eşeysel seçim olmamalıdır. Hiç bir özelliğin özel olarak seçilmediği yada elenmediği, döller boyunca genlerin frekansının sabit kaldığı, yeterince büyük olan (eğer populasyon küçük ise frekanslar hızla değişebilir) populasyonlarda, genlerin frekansının toplamı 1'dir ve böylece, kuramsal olarak tüm frekansların sabit olduğu bir populasyon elde edilir.

Daha önce evrimin ham malzemeleri olarak adlandırılan süreçler, her koşulda populasyonun kararlılığını bozarlar. Ancak evrimsel ham malzeme hiç var olmamış olsaydı bile, populasyonun yararlı kalmasını sağlayan koşullardan birinin yada birkaçının değişmesi evrime yol açabilirdi.

1) Koşulların değişmesi: Dünyanın başlangıcından bu yana, iklimde, coğrafi yapıda, hatta biyolojik yapıların diğer unsurlarında (örneğin. av-avcı ilişkisi) meydana gelen (ve gelecek olan) değişiklikler, kararlı diye tanımladığımız populasyonların üzerinde bazı genlerin daha çok seçilmesini sağlayabilir. Zaman içerisinde o genlerin frekansları başlangıç değerlerinden farklılık gösterir. Örneğin bir özellik % 1 oranında tercih ediliyorsa ve o tür senede bir defa döl veriyorsa, kaba bir hesapla en geç 100.000 yıl içerisinde bu frekansın % 99 a ulaşması demektir. Bir tür, yaprakbitleri gibi, senede birden fazla döl veriyorsa, süre 10.000 yıla düşer. İşte kısa yaşayan, çok döl veren populasyonların hızlı evriminin nedeni buna dayanır. Doğal koşullar, bazen bir populasyondaki aşırı uçları eleyerek, orta kısımdakileri daha şanslı kılabilir. Bu genellikle kararlı populasyonlardaki temel işleyiş şeklidir. Bazen doğal koşullar o populasyonlardaki özelliklerin iki aşırı ucunun seçilmesini, ortalamaların ayıklanmasını da sağlayabilir. Buna parçalayıcı değişim denir. Dünyadaki kıtaların kayması, ormanlaşma, çölleşme, stepleşme, tarım arazisine dönüşme gibi fiziksel ve kimyasal değişimler belirli bir doğal seçilim baskısı ortaya çıkarır. Bir tarım arazisine uygulanan ilaçlamanın bile seçilim baskısında etkisi vardır. Birçok gen pleitropiktir, yani canlının birden fazla özelliği üzerinde etkilidir. Doğal seçilim bu özelliklerden birinin yararına, diğerinin zararına da çalışabilir. Sonuçta evrimsel yönlendirilme pleitropik gen dizilimin kontrol ettiği özelliklerin seçilmesine yada elenmesine, seçiliminin cebirsel toplamına eşit olur. Örneğin çok tipik olan orak hücreli anemide S geni, bir taraftan oksijen bağlanmasını kısıtlarken, diğer yandan sıtmaya karşı dayanıklılık sağlar. Sıtmanın yaygın olduğu ortamda,doğal seçilim bu ikisinin cebirsel toplamına göre yönlendirilir. 100 bireyin 60'ı sıtmadan; bu gen olduğu zaman da 50'si oksijensizlikten ölüyorsa, o zaman % 10'luk bir kesim avantajlı olduğundan, bu gen o populasyonda korunur. Ortamdan sıtma mikrobu yok edilirse (yada tersine yaygınlaşırsa) frekans değişir. Bu genin frekansı sıtmalı bölgelerden sağlam bölgelere gidildikçe azalır. Doğal seçilimin etkisinin artırılması, populasyondaki gen çeşitliliğini de artırır. Dolayısıyla parça değişimi, mutasyon her ne kadar populasyon kararlığını karıştırırsa da, doğal seçilim için uygun bir zemin oluşturması nedeniyle evrimsel çeşitlenmede lokomotif görevi yapar. Mutasyonların ve rekombinasyonların fazla oluşması, populasyonun kararlılığını bozacağı için negatif etki yapar. Az oluşması çeşitlilik bakımından seçeneği azaltacağı için etkisi olumsuzdur. Bu nedenle her tür için doğal koşullarda yeterince mutasyon meydana getirecek ve seçilime uğratacak bir düzenek kurulmuştur. Farklı yaşam ortamlarında doğal seçilim baskısı farklı şekilde yürütüldüğünden, zaman içerisinde hem o ortama uygun canlı türleri oluşmuş hem de yaşam ortamları ortaya çıkmıştır. Morötesi ışınlar bilinen mutasyona yol açan en etkili faktörlerden biridir. Yükseklere doğru çıkıldıkça mor ötesi ışınların etkisinin artmasıyla birlikte mutasyon oranında da artmalar ortaya çıkar. Ayrıca dağların tepesine doğru çıkıldıkça, yaşam ortamındaki çeşitlilik de artar. Yani doğal seçilim baskısı çeşitlenir. Yükseklere doğru çıkıldıkça tür çeşitliliğinin artması bu nedenden ötürüdür. Bununla birlikte, yaşam koşullarının aşırıya doğru kayması, türlerin yaygınlaşmasına yada sıklığının artmasına engel olur. Buna karşılık toprak altında yaşayan yada çoğunlukla gececi olan(güneş ışınlarından kaçan) birçok hayvan türü ilkel özelliklerini korumuşlardır. Akreplerin uzun yıllardan beri değişmemelerinin nedeni budur.

2) Populasyon içine yada dışına göç: Göç, kararlı populasyonların bozulma nedenlerinden biridir. Ayni türe ait, bazı özellikleri bakımından farklı gen frekansına sahip bir topluluk, herhangi bir yolla bir populasyonun içerisine girerse, o populasyonda bir dalgalanmaya ve frekans değişimine neden olur: Örneğin Türk toplumunda mavi göz frekansı % 16, Almanlar 'da % 81'dir. Her döl başına (bu, insan soyunda 30-50 yıldır) ne oranda bir göçün gerçekleştiğini ve her iki populasyonun ne miktarda çiftleştiğini biliyorsak, bu sayılardan yola çıkarak, gelecekte, bu populasyonlardaki mavi göz geninin frekansının nasıl değişeceğini öngörebiliriz. Eğer bir populasyon içerisinde, deme, irk gibi küçük grupların herhangi bir nedenle populasyon dışına göçü sağlanırsa, toplam populasyon frekansında yine önemli değişmeler meydana gelebilir. Doğal populasyonların hiçbirinin sabit kalması mümkün değildir. Çünkü dış ve iç göç engellenemez.

3) Genetik Sürüklenme: Bir populasyon yeterince büyükse, kararlı yapısını koruyabilir. Gen frekansları yönünden ait olduğu populasyondan önemli ölçüde farklı olan, küçük bir birim, o populasyondan ayrılıp, yeni bir populasyonun kurucusu olarak görev yaparsa, zaman içerisinde yeni populasyonların ortaya çıkmasına neden olur. Örneğin Anadolu'da % 80 mavi gözlü olan bir köy(normal frekans %16) bulunduğu yerden sürülüp herhangi başka bir yere yerleştirildiğinde, yeni populasyon ana populasyondan mavi göz geninin frekansı bakımından büyük ölçüde farklı olacaktır.

4) Eşey Seçimi: Kural olarak canlılarda, erginliğe ulaşmış bireylerin bir araya gelmeleri ve çiftleşmeleri aynıdır. Kuramsal olarak her bireyin çiftleşme şansı eşittir. Fakat gametlerde, kalıtsal yapıya bağlı olarak yada olmayarak, hareket yeteneğinde ve çekici kimyasal maddelerin yapısında değişiklik olursa gamet seçilimi olur. Ancak en önemli eşeysel seçilim, ergenlik dönemindekidir. Bunun nedeni kalıplaşmış davranışlardır(imprinting behaviour). Biyolojik çeşitliliğin korunabilmesi için erkek ve dişi geçişlerinin tam olarak ayrılması ve özelliklerin kesin olarak farklılaşması gerekir. Bunun için de özellikle yalnızca rekombinasyon meydana getiren,çoğunlukla bunun ötesinde başka önemi olmayan, yavru bakımıyla ilgilenmeyen erkeğin güçlendirilmesi daha iyi sonuçlar verir. Dişilerin zemine uygun, gösterişsiz, parlak renklerden arınmış, abartısız bireyler olarak kalması; buna karşılık erkeklerde göze çarpıcı, ancak doğal tehlikelere de açık ikincil eşey özelliklerinin ortaya çıkması sağlanmıştır. İkincil eşeysel özelliklerin gösterimi ile erkeklik genlerinin diziliminin gücü arasında doğrusal bir ilişki mevcuttur. Canlılar aleminde basitten gelişmişe doğru gidildikçe, sağlam genetik yapının bir ifadesi olarak sağlam fiziksel yapının seçilmesi için, ayni eşeyin bireyleri arasında (çoğunlukla da erkekler arasında); kavgalar, danslar gittikçe güçlenmiştir. Bu gösteri sırasında bugün biyolojik olarak çok defa anlam taşımayan renk-sekil-ses özellikleri, kalıplaşmış davranış sekliyle seçilmiştir. Günlük yaşamımızda da kalıplaşmış davranış hiçbir nedeni olmadan işlev görür. Herhangi bir erkeği / kızı sevmemiz yada ilk defa karşılaşılan bir insani itici görme davranışı tamamen kalıplaşmış davranıştır. Sonuç olarak bir populasyonda eşeyler, birbirini rastgele seçer desek de, insanlarda ve birçok populasyonda belirli özelliklere sahip bireylerin, belirli özelliklere sahip bireylerce seçildiğini görürüz. Bu da populasyonun bir anlamda dallanması demektir.

6) Coğrafi izolasyon: Populasyonlarda genetik çeşitlenme, eşey seçilimi, doğal seçilim olsa da, zaman içerisinde kalıtsal yapının alt tür, tür düzeyinde farklılaşması için, belirli bir süre etkin bir şekilde işlev yapan yalıtım sistemine gereksinim vardır (kara canlıları için su, suda yasayan canlılar için kara, sıcaklık, kimyasal feromonlar, ses vs.). Bunun en etkin yolu coğrafi yalıtımdır. Coğrafi yalıtım yeterli süre etkili olamamışsa, farklı populasyonlar tekrar bir araya gelebilir. Yalıtılmış populasyonlar arasında sinirli da olsa gen akışı meydana gelirse alt türler oluşur. Dünyada çoğunlukla doğal koşulların değişimiyle ve buna bağlı olarak doğal seçilimle, ortaya çıkan fenotipler arasında belirli bir denge söz konusudur. Ancak koşullar sürekli şiddetini artıracak şekildeyse ve o koşulların etkisi altında kalan canlının kalıtsal yapısı bu değişimi karşılayacak kalıtsal çeşitlilikten yoksunsa, o tür ortadan kalkar. Kalıtsal varyasyonlar bu değişimi karşılayacak yeterlilikte değilse, bu canlının izleyeceği iki ana yol vardır:

A) Canlı bu koşullardan uzaklaşmak için göç edebilir; küçük ve uygun koşulları barındıran sığınaklara kaçabilir. Populasyonun bir kısmı göç olanağını bulurken, diğer kısmı doğal seçilimle başka bir türe (türlere) dönüşmek suretiyle varlığını sürdürebilir. Biri tükenme, diğeri ise evrimdir.

Anadolu bu nedenle tür, alt-tür ve ekotip bakımından bir cennet durumuna ulaşmıştır. Dileriz ki yetkililer ve kamu, bu hazineyi yeterince koruyabilir ve değerlendirebilir.

Yada bir başka anlatımla evolüsyon temel olarak Hardy - Weinberg prensipleri ile de açıklanabilir. Bu prensipler:

Eğer çiftleşme rast gele oluyorsa, eğer mutasyonlar meydana gelmiyorsa, ve eğer populasyon büyük ise bu halde populasyondaki gen frekansları nesilden nesile sabit kalır. İşte bu genelleme Hardy-Weinberg; Yasası olarak bilinir. Mendel yasaları kalıtım teorisi için ne kadar önemli ise, bu yasa da evolüsyon teorisi için o derecede önemlidir. Hardy-Weinberg yasasına göre, bir populasyon genetik dengede olduğunda, yani gen frekansları değişmediğinde, evolüsyon hızı sıfırdır. Böyle bir populasyonda genler seksüel rekombinasyonla karışmaya devam eder ve bunun sonucu olarak bireysel varyasyonlar da ortaya çıkmaya devam eder. Fakat genel gen frekansları sabit kalacaktır.

Bu prensiplerden çıkan sonuç şudur. Popülasyon çok büyük değilse, mutasyonlar meydana geliyorsa, çiftleşmeler seçimli ise veya bunlardan biri yada hepsi birden populasyonda görülüyorsa bu populasyonda evrim işlemektedir.

Forumer™ is Voted #1 Free Forum Hosting provider
Build your own community today with the largest message board hosting company.