Full Version : EVRİM VE TÜRLERİN KÖKENİ ÜZERİNE
meydan >>Biyoloji >>EVRİM VE TÜRLERİN KÖKENİ ÜZERİNE


<< Prev | Next >>

HACI- 06-20-2007
Genel bir inanışa göre türler birbirlerinden türerler. Bu türemenin temel mekanizmalarından birisi mutasyondur.
Ancak farklı türler yalnız mutasyonla ortaya çıkmazlar.
Bu iletimde önce kısaca mutasyona, daha sonra ise çok daha ilginç bulduğum bir türeme şekline değinecek, ardından yine kısaca evrime neden olan moleküler mekanizmalardan söz edeceğim…

Önce katırdan başlayalım… İngilizcede iki türlü katır kelimesi vardır.
Erkek eşek ile, dişi atın çiftleşmesinin ürünü “mule” dür..
Erkek atla, dişi eşeğin ürünü ise “hinny” denen hayvandır.
Aslında bunların arasında önemli farklar yoktur.
Bu birleşmeler yeni bir hayvan türünü başlatmaz. Çünkü üreyen dişi katır kısırdır.
Arada bir bebeği olur ama ölü doğar.
Katır bağımsız olarak çoğalarak türünü idame ettiremez.
Katırın iriliğini atla ilgili genler sağlar. Katır inatçılığını ve adımlarının emin ve dengeli olmasını ise eşekten aldığı genlere borçludur.
Bu tür yaratıklar için “hibrid” terimi kullanılır.
Çoğu kere hibrid yaratıklar gelişme fırsatı bulamazlar ve doğmadan ölürler.
Doğanlar ise kendi aralarında çiftleşerek yeni bir türü oluşturamazlar.
Tabii bunun da istisnaları vardır.

Hibridizasyon, mutasyon gibi, doğanın bir türden diğer bir tür veya türler oluşturmak için başvurduğu yöntemlerden biridir.
Mutasyondan çok daha çabuk ve etkilidir. Doğal seçilim ortaya çıkan yeni canlı üzerine baskı yapar.
Katır için sonuç bellidir.
Ama doğada diğer türlerden hibridizasyon yöntemi ile ortaya çıktıktan sonra, ayrı bir tür olarak yaşamlarını sürdüren çok sayıda hayvan ve bitki vardır.

Örneğin, Amerika’da çakala benzer coyote denen hayvanla, gri kurdun çiftleşmesinden oluşmuş “kırmızı kurt” denen bir hayvan türü vardır.
Bu kurt türü, hibridizasyon yöntemi ile ortaya çıkmış olmasına rağmen, kısır değildir. Kendi benzerlerini çoğaltabilir. Aralarında çiftleşerek yeni kırmızı kurtlar oluşturabilir. Buna benzer birçok örnek verilebilir. Yüzlerce, hatta binlerce bitki türü ile kara ve deniz hayvanının ortaya çıkış nedeni işte bu ilginç hibridizasyondur. Bitkilerin hiç de küçümsenemeyecek yaklaşık yüzde 10’unun bu yöntemle ortaya çıktığına inanılmaktadır.
Ayrıca bazı hibridlerin doğal seçilim tarafından yeğlendiği bile anlaşılmıştır. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenler aşağıdaki referansa bakabilirler..

Natural History 9/02 (Eylul/2002 sayisi) Sayfa 62. Baslik; CAUTION: SPECIES CROSSING

Sırası gelmişken kısaca evrimin doğal seçilime maruz kalan moleküler mekanizmasına değinmek istiyorum.
Bu mekanizmanın mantıklı ve anlaşılması kolay olduğunu göreceksiniz.

Hücrelerde mevcut DNA, üzerinde genlerin yer aldığı büyük, çok uzun bir moleküldür.
Birbirlerine sarmaşık gibi sarılan iki uzun DNA molekülü bir araya gelerek, aralarında yer alan genleri dış etkilerden korurlar.
Bu molekülü tanımlamak için çifte sarmal terimi kullanılır.
Çifte sarmal olmasının iki nedeni vardır.
Bu şekilde bir araya gelen moleküller daha sağlam ve dengeli bir yapı oluşturmaktadırlar.
Ayrıca genlerin tutunduğu bazları aralarına alarak onları hücre içindeki enzimlerin zararlı etkilerinden korumaktadırlar.

Çifte sarmal DNA mokelülleri arada bir açılarak, genlerin açığa çıkmasını ve çekirdekteki RNA moleküllerine maruz kalmasını sağlar.
Bir RNA molekülü açığa çıkan genlerden genetik şifreyi kopyalar ve onu çekirdek dışına taşır.
Hücre dışındaki endoplazmik retikülüm denen yerde, diğer RNA molekülleri tarafından, genetik şifreye uygun proteinler sentez edilmektedirler.

Her canlı için bu proteinlerin sırası ve görevi bellidir.
Bu bir bilgi birikiminden başka bir şey değidir.
Genlerin özellikleri her canlı türünde az çok farklıdır.
Bazı canlı türleri durmaksızın değişmekte olan ortama daha iyi uyarlar.
Yani bu canlıların genleri ortama daha iyi uyan proteinler sentez eden genlere sahiptirler.
O canlı türünü ortam yok edemez.
Onlar için doğal seçilim imtihanını geçmiş tümcesi kullanılabilir.
O canlının genleri çiftleşme ile yeni nesillere geçerken de doğal seçilime maruz kalacak ve uyanlar daha başarılı olacaklarından, kendilerinden sonra gelecek diğer nesilleri oluşturacaklardır.

Evrim için, temel olarak, ortaya çıkan yeni bilginin DNA’da genler şeklinde birikmesinden başka bir şey değildir diyebiliriz.
Başka bir deyişle evrim, bilgi birikiminin yeni bir türün ortaya çıkmasında kullanıldığı bir yöntemdir.
Karmaşık olmadığı, tam tersine, son derece ilkel, basit ve temel bir mekanizma olduğu için, kaçınılmazdır.

Canlılar doğal seçilime maruz kalmadan da evrilebilirler ama........

1968 yılında Motoo Kimura adlı bir Japon bilim adamı, Mishima Milli Genetik Enstitüsünde yaptığı araştırmalar sırasında ilginç bir gözlem yapmıştır.
Darwin’e göre evrimin doğal seçilim ilkesine dayandığını biliyoruz.
Kimura’nın yaptığı gözlemlerde, ilginç olarak, bu ilke izlenmiyordu.
Yani doğal seçilim olmadan da mikroplar evrime uğrayabiliyorlardı.
Kimura’ya göre moleküler mutasyonlar oluyor ve birikiyordu.
Onların bakterilere ve diğer canlılara, ne yararı oluyordu, ne de zararı.
Canlı da onları hamal gibi taşıyordu.

Hemen her canlıda çok sayıda nötral ve inaktif genler vardır.
Onlar aktif olmadıklarından canlıda değişen bir şey yoktur.
Aynı kemik yapısı, aynı metabolizma, aynı boynuzlar, aynı göz ve kulak, aynı akıl..

Kimura’ya göre koşulların aniden değiştiği ve bu değişikliğe uygun genlerin ortaya çıkmasına zaman kalmadığı durumlarda, nötral ve inaktif dediğimiz genler aniden devreye girmekte ve canlının yaşamını yönlendirmeye başlamaktadırlar.
Canlı onların yardımı ile ortama daha kolay uymayı başarmaktadır.
Ama bu henüz mükemmel bir uyum değildir.
Mükemmellik gelecek nesillerde yeni genlerin ortaya çıkması ile sağlanacaktır.
Tabii bu arada fenotipik ve genotipik olarak önemli ölçüde değişecektir.
Çıktığı canlı türü duruma göre yok olmuş olabilir veya olmayabilir.

Görüldüğü üzere Kimura’nın bu kuramına göre değişen genler üzerine doğal seçilim her zaman baskı yapmıyor.
O genler zaten var. Yani onların ortaya çıkış nedeni rastgele tesadüfler.
İnsanlarda da inaktif ve nötral genlerin varlığından kuşkulanılıyor.

Richard Lewontin’in de bu konuda ilginç gözlemleri vardır.
Lewontin ve Jack Hubby meyva sinekleri üzerinde yaptıkları araştırmalarda bazı genlerin beklenenden daha yaygın olduklarını gözlemlemişlerdir.
Sanki doğal seçilim sürekli olarak onları yeğlemektedir.
Daha sonra araştırmacılar meyva sineklerindeki genlerin ürünleri olan proteinleri elektroforezle inceliyorlar.
Jeloya benzer bir ortama proteinleri tabiri caizse, ekiyorlar ve ortama elektrik akımı yüklüyorlar.
Proteinler bu ortamda ağırlık ve büyüklükleri ile orantılı olarak hareket ediyorlar.
Bu yöntemle proteinler arasında mevcut bazı farkları görmek mümkün oluyor.
Soruna işlevleri aynı olan proteinlerin aynı şekilde davranması önyargısı ile yaklaşıyorlar.
Sonunda büyük bir düş kırıklığına uğruyorlar..
Çünkü aynı genin ürünü olan ve aynı görevi yapan proteinler farklı hızlarla hareket edebiliyorlar.

Bu araştırmanın sonunda Lewontin ve Hubby, işlevleri aynı olan proteinlerin sentezini sağlayan genlerin çeşitli türleri (varyasyonları) olduğu sonucuna varıyorlar. Bu genlerin meyva sinekleri arasında gözlemlenen anlamlı farklılıklardan sorumlu olduğunu düşünüyorlar. İlginç olarak bu genler, doğal seçilimle değil, heretide ile kazanılıyor. Yani doğal seçilime maruz kalmıyorlar.

Bir canlının diğer bir canlıdan çıkabileceğini gördükten sonra, her canlıyı Allah’ın bizzat yarattığında israr etmek ne kada saçma geliyor, değil mi?
Çiftliğinde dişi at ve erkek eşekten katır yaratan çiftçi Allah değil elbette.
Ya da Meksika bozkırlarında dişi gri kurt bulamadığı için, yakaladığı dişi kayoti ile çiftleşen ve onu dölleyen erkek gri kurt, kendini kırmızı kurt denen yeni bir hayvan türünün yaratıcısı olarak görmüyordur herhalde.

Hibridizasyonun onbinlerde örneği olduğu biliniyor.

Çoğalmanın moleküler düzeydeki mekanizmaları anlaşıldıktan sonra evrim bir kuram olmaktan çıkmıştır.
Artık evrim için değil, ayrıntıları için kuramlar ortaya atılmaktadır. Evrim için kuram teriminin kullanılmasının nedeni budur.

Evrimle ilgili olarak yapılan gözlemlerden her gün yeni bir şeyler öğrenilmektedir.
Bilgi DNA molekülü içinde birikmektedir.
Bu molekülü yakından inceleyerek ve çeşitli canlılardan elde edilen DNA moleküllerini karşılaştırarak, canlıların geçmişi ile ilgili bazı sonuçlara varılabilmektedir.

Milyonlarca yıl amber içinde korunan bazı böceklerden DNA elde etmek ve onu incelemek mümkündür.

Bazı bilim adamlarına göre bugün yaşamakta olan bütün insanlar bundan 200 bin yıl önce yaşamış bir kadından geldiğini iddia etmektedirler.
DNA profiline bakarak, insanlığın bundan 80 bin yıl önce son derece dar bir boğazdan geçtiği ve o zaman dünyadaki insan sayısını bir kaç bine indiği anlaşılmıştır.

Bütün bunlar, sayısız diğer gözlem ve buluşlar ve ilerde bulunacak olanlar, DNA’nın bilgi biriktiren bir molekül olduğunu gösteriyor.
Bu bilgiye zamanla yenileri ekleniyor. İşte bu değişiklik evrim olarak biliniyor.
Birkaç istisanası dışında, canlıların moleküler yapısı olduğu gibi kalmıyor.
Evrim sürecine tabi olarak sürekli değişiyor.

Evrimi anlamak hiç de zor değil!

Primitif bir güzellik ve zerafete sahip olan evrim, ilkel olmasına rağmen sofistike, basitliğine rağmen kompleks…


Selamlar....

HACI


Forumer™ is Voted #1 Free Forum Hosting provider
Build your own community today with the largest message board hosting company.